Eğitim Sen kadın sekreteri Rojda İncin tarafından okunan açıklamada, artan kadın cinayetlerine, cezasızlık politikalarına, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik saldırılara ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına sert tepki gösterildi.
Platform, erkek şiddetinin yalnızca bireysel bir sorun değil; toplumsal, hukuksal ve kültürel eşitsizliklerin sonucu olduğunu vurgulayarak, “Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için mücadelede kararlıyız” mesajını verdi.
“Şiddet bireysel değil, eşitsizliğin ürettiği bir sonuçtur”
Açıklamada, dünya çapında milyonlarca kadının evde, işte, okulda, sokakta ve dijital alanda görünür ya da görünmez farklı şiddet biçimleriyle karşı karşıya olduğu hatırlatıldı. Bu tablonun, yalnızca bireylerin değil, mevcut siyasal ve toplumsal düzenin ürettiği bir sonuç olduğu belirtildi.
Platform, 25 Kasım’ın “bu eşitsizliğin karanlığına karşı ortak bir ses yükseltmek, dayanışmayı çoğaltmak ve mücadeleyi büyütmek için önemli bir gün” olduğuna dikkat çekerek, erkek devlet şiddetine, erkek egemenliğine, savaşa, sömürüye ve yoksulluğa karşı yaşamı savunduklarını ifade etti.
Çarpıcı veriler: Yüzlerce kadın öldürüldü
Açıklamada paylaşılan verilere göre:
2024 yılında en az 394 kadın,
2025’in ilk dokuz ayında ise 290 kadın erkek şiddeti sonucu öldürüldü.
Bu kadınların 184’ünün aile içinde, 47’sinin kamusal alanda, 12’sinin ise işyerinde katledildiği belirtildi. Kadın çalışanların yüzde 45’inin son bir yılda şiddete maruz kaldığını beyan ettiği aktarıldı.
Platform, bu verilerin “erkek şiddetinin tırmandığını ve devletin kadınları korumakta başarısız değil, isteksiz olduğunu” gösterdiğini vurguladı.
“Cezasızlık ve siyasi tercihler şiddeti büyütüyor”
Hakkari KESK Şubeler Platformu, iktidarın her fırsatta “kadına yönelik şiddetle mücadelede kararlıyız” söylemi kullandığını, ancak anayasadan uluslararası sözleşmelere kadar mevcut hükümlerin bile etkin uygulanmadığını belirtti.
Toplumsal cinsiyet eşitliğini esas almayan politikaların, erkek şiddetinin sürmesine doğrudan zemin hazırladığı vurgulanarak;
İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesinin,
ILO’nun 190 sayılı sözleşmesine taraf olunmasının,
şiddetle mücadele açısından hayati adımlar olduğu ancak tüm çağrılara rağmen bu yönde irade ortaya konulmadığı ifade edildi.
Haksız tahrik ve iyi hâl indirimleriyle faillerin cezasız bırakıldığı, kadınların hem şiddete maruz kaldığı hem de adalet arayışlarının kriminalize edildiği dile getirildi. Toplumsal cinsiyet kavramının hedef haline getirilerek, kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin “toplumsal yapıyı bozmakla” itham edilmesi de eleştirildi.
“Ailenin kutsallığı” söylemiyle tek tip yaşam dayatması
Platform, her gün yeni yasa teklifleri ve “paketler” ile kadınların kazanımlarının, ifade özgürlüğünün ve örgütlenme hakkının budandığını, hutbeler, demeçler ve yasalarla kadınların yaşam tarzının hedef haline getirildiğini belirtti.
“Ailenin kutsallığı” söylemiyle tek tip bir yaşam biçiminin dayatıldığını ifade eden platform, bu anlayışın hem şiddeti meşrulaştırdığını hem de eşitsizliği derinleştirdiğini vurguladı.
İstanbul Sözleşmesi vurgusu: “Şiddetin yanında saf tutmaktır”
Kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası ölçekte en etkili metinlerden biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz biçimde çekilme kararı, süreçteki en çarpıcı örneklerden biri olarak değerlendirildi.
Bu kararın, yıllar süren mücadeleyle kazanılan hakların bir gecede yok sayılabileceğini gösterdiği, şiddetle mücadele mekanizmalarını zayıflattığı ve cezasızlık kültürünü güçlendirdiği ifade edildi.
Platform, “İstanbul Sözleşmesi’ni hedef almak kadınların değil, şiddetin yanında saf tutmaktır” diyerek sözleşmeye geri dönülmesi çağrısını yineledi.
“Türkiye’nin hiçbir yerinde kadınlar korunmuyor”
Platform, somut örnekler üzerinden de mevcut tabloyu gözler önüne serdi.
Bursa’da bir eczane önünde nefes almak için dışarı çıkan genç bir kadının, gündüz vakti cinsel saldırıya uğraması ve saldırganın 10 ayrı suç kaydının bulunması,
İki gün önce bir şehirde Hilal’in eşi tarafından tüfekle vurularak katledilmesi,
2024 yılında Sakarya’da erkekler tarafından öldürülen 12 kadın (Nesrin, Ayşegül, Sevda, Hatun, Mükerrem, Leyla, Betül, Melek, Nuran, Sehle, Şelale ve Simge),
örnek gösterilerek “Bu şehirde kadınlar korunmadı. Bu ülkenin hiçbir yerinde kadınlar korunmuyor.” denildi.Kadınların korunmamasının “yetersizlik” değil, siyasal tercih olduğu vurgulandı.
11. Yargı Paketi’ne tepki: “Adalet değil, susturma paketi”
Meclis’te tartışılan 11. Yargı Paketinin bir adalet reformu değil; kadınları, LGBTİ+’ları ve muhalifleri susturma paketi olduğunu belirten Hakkari KESK Şubeler Platformu, paketin:
“Ahlak” adı altında bedenlere müdahale eden,
Özgürlükleri hedef alan,
Eşitlik hakkını tehdit eden,
Kadın mücadelesini baskı altına alan,
Kimlikleri kriminalize eden
düzenlemeler içerdiğini söyledi ve “Bu paketi kabul etmiyoruz” dedi.
“Kadınların can güvenliğini sağlayamayanların meşruiyeti yoktur”
Platform, kadınların yaşam hakkını yok sayan hiçbir kararın meşru olmadığını vurgulayarak şunları dile getirdi:
Kadınların can güvenliğini sağlayamayanların meşruiyeti olmadığını,
İstanbul Sözleşmesi geri gelmeden ve etkin uygulanmadan şiddetin azalmayacağını,
11. Yargı Paketi geri çekilmeden kadınların özgürlüğünün güvende olmayacağını,
Cezasızlık sona ermeden kadınların evde, sokakta ve işte hedef olmaya devam edeceğini belirtti.
“Öfkemiz tesadüf değil, örgütlü ve dönüştürücü”
Açıklamanın sonunda, Hakkari KESK Şubeler Platformu kadınların öfkesinin kişisel değil, politik olduğunun altını çizdi:
Kadınların;
Eczane önünde saldırıya uğrayan kadın için,
Sakarya’da öldürülen kadınlar için,
Türkiye’nin dört bir yanında yok edilen kadın hayatları için,
Bu düzenin kadınlara yaşattığı her şey için öfkeli olduğu ifade edildi.
Ancak bu öfkenin kadınları tüketmediği, aksine örgütlediği, büyüttüğü ve dönüştürdüğü vurgulandı.
“Biz kadınlar geri adım atmayacağız. Susmayacağız. Korkmayacağız. Bir kişi daha eksilmeyeceğiz. Bizi öldüren bu düzeni değiştireceğiz. Şiddetin, eşitsizliğin, baskının iktidarına boyun eğmiyoruz. Yaşamı savunuyoruz, özgürlüğü savunuyoruz. Kadın dayanışması bu düzeni yıkacak güçtedir. Yaşasın kadın dayanışması!”


