Kiminin Sacit Babası, kiminin Sacit Hocasıydı. Kimine karda üşüyen ayaklarına bir yol, kimine yokluğun ortasında bir nefes, kimine de hayata yön veren pusula oldu. Onu tanıyan herkes farklı bir isimle çağırdı ama hepsinin dilinde ortak bir hakikat vardı. Sacit Tuncer, bu şehrin çocuklarına yalnızca ders anlatmadı, onlara insan olmayı, sabrı, direnci ve umudu öğretti. Hakkâri’nin kışında bir soba, yokluğunda bir umut, karanlığında bir ışık oldu.
Onun için öğretmenlik bir meslek değil, varoluşun kendisiydi. Harita açarken sınırları değil, insanın ufkunu gösterirdi, dağları tarif ederken toprağı değil, iradenin zirvesini işaret ederdi. Nehirleri çizerken coğrafya değil, hayatın akışına direnme kudretini öğretirdi.
Disiplininde şefkat, ciddiyetinde tebessüm gizliydi. Öğrenciyi yasaklarla değil, sorumlulukla büyütürdü. Çünkü bilirdi ki gerçek eğitim, bilgi aktarmak değil, insanın içindeki pusulayı uyandırmaktır.
2019’da bedeni bu dünyadan çekildi ama adı hâlâ öğrencilerinin dilinde, bakışı hâlâ hatıraların içinde yaşamaktadır. Sacit Hoca ölmedi, çünkü insan ardında iz bıraktığı sürece yok olmaz.
Onu hatırlamak, aslında Hakkâri’nin kaybolmuş samimiyetini, dayanışmasını ve yokluğa rağmen ayakta kalan onurunu hatırlamaktır. Sacit Hoca’nın adı anıldığında, karlarla kaplı bir yol, soba başında ısınan bir sınıf, kalplere umut işleyen bir bakış belirir zihnimizde.
Ve bugün, bu satırları yazarken biliyorum ki ona olan vefa borcumu ödemem mümkün değildir. Fakat en azından bu yazıyla, bir neslin yüreğine dokunmuş o sessiz kahramana selam gönderiyorum. Çünkü Sacit Tuncer’i anmak, aslında bize yol gösteren tüm öğretmenlere borcumuzu hatırlamaktır.
Onun adı, bizim hafızamızda bir imza değil, bir pusuladır. Ve ben, bu yazıyı bir teşekkür değil, bir borcun ifası olarak kaleme alıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Abdullah DEMİRALP

